İZMİT
Tanınmış şairimiz Feyzi Halıcı'nın bir şiiri vardır İzmit üstüne. "Şu İzmit'in " der de, bir daha demez. Bu uzun şiirden iki dörtlük dinleyelim:
Ulu mu ulu, dağları...
Dört ufkun yolu, dağları...
Yeşil kubbeli, dağları
Şu İzmit'in...
Ceddin düşmanla yarışmış,
Erlik cengine girişmiş...
Bağrında az mı vuruşmuş
Şu İzmit'in...
Gerçekten de İzmit, tarihi boyunca savaş destanlarının yazıldığı, erlik cenkleriyle dolu, destan şehrimizdir.
Destanları ve efsaneleri... Önce adından başlayalım:
Zamanımızdan binlerce ve binlerce yıl önce, bir şehir kurmak üzere Anadolu'ya göçen bir avuç insan, döne dolaşa, İzmit körfezinin karşısındaki Baş iskeleye gelir, burada konaklar. Karınlarını doyurmak için olta atarlar denize. Avladıkları ilk canlı irice bir ıstakoz olur. Oturup yerler, hoşlarına gider, burada yerleşmeye karar verirler. Kurdukları şehre de ıstakoz anlamına gelen "Astakos" derler. Tarihçiler bu olayın, Milât'tan önce, 712 yılında olduğunu, paralarının üzerinde, şehri temsil eden ıstakoz resmi bulunduğunu yazarlar.
Başka bir efsaneye göre, bu bölgenin güzelliği dillere destan perisi Olbia deniz ilâhı Poseidonla evlenir. Bundan nur topu gibi bir oğlan doğurur. Adına Astakoz derler. Devrin bileği bükülmez, sayılı bir kahramanı olan Astakoz, körfezin ucunda bir şehir kurar ve şehre kendi adını verir.
Bir zaman sonra, Bitinya Kralı Nikomedos, buraya gelir. Yeniden bir şehir kurmak ister, önce bir kurban keser, keser ama kurbanı, bir kartal kaptığı gibi havaya kaldırır, götürür karşı tarafta, bugünkü İzmit şehrinin yerleştiği dağın yamacına bırakır. Kral, bunu, şehrin orada kurulacağına işaret sayar. Oraya gelir bir şehir kurar, kendi adını şehre verir, kısa bir süre sonra da başkent yapar.
Nikomedia şehrini, Selçuklu Türkleri fethederek "Nisemedi" şeklinde söylenen adını önce "İznikmid" e, daha sonra da "İzmit" e çevirirler. Osman Gazi devrinde bu bölgeyi, büyük Türk mücahiti Akçakoca, Bizanslılardan kılıcının hakkıyla alır. Bu yüzden İzmit ve çevresine Akçakoca eyaleti anlamına gelen "Kocaeli" adı verilir.
Bir Destanın Ardından:
Sırası gelmişken Akçakoca'nın fetih hikâyelerinden bir yaprak çevirelim:
Bursa'nın fethinden sonra, Osmanlı Sultanı Orhan Gazi'nin gözleri İznikle İzmit'e çevrilmişti. İznik o devirde bir sanayi şehri, İzmit de bir ticaret limanıydı. Bu şehirler alınırsa, Bizanslıların Marmara bölgesinde iki önemli desteği koparılmış olacaktı. Çok geçmeden İznik alındı. İzmit'in fethi de emir Akçakoca'ya verildi. O, bu bölgeyi çok iyi biliyor, tecrübesi ve cesaretiyle yiğitlere güç veriyordu. Derken, İzmit Kal'ası kuşatıldı. Akçakoca, ömründe böyle çetin kal'a görmemişti. Aylar geçtiği, her iki taraftan yüzlerce kayıp verildiği halde kal'a düşmüyordu. Üzüntüsünden yataklara düştü. Sonunda silah arkadaşlarına vasiyeti şu oldu:
- İzmit bana nasip olmadı, Tanrı sizlere nasip eylesin. İzmit'i fethetmezseniz ruhum sükûn bulmayacak...
Akçakoca'nın ölümünden sonra, Orhan Gazi, İzmit fethini kendi üzerine aldı. Kumandanlarından Aygutalp'ı da bu civardaki Koyunhisar'ın zaptına gönderdi.
İzmit Kal'asının tekfuru, aynı zamanda bir Bizans Prensi olan Kalo Yuannis, İzmit'te kızkardeşi Prenses Marika'yı bırakarak, Koyunhisar Kal'asının yardımına koşmuştu. Orhan Gazi, İzmit'i kuşattığı zaman, kal'ayı bir kadının savunduğunu görünce üzüldü:
- Biz hatun kişiyle savaşmayız. Bu mertliğimize yakışmaz. Biz karşımızda şanımıza lâyık er isteriz. Söyleyin kadına, bizi üzmesin, teslim olsun. Kılına bile dokunmayacağız. Biz kal'a halkına kan değil, adalet getiriyoruz.
Kadın teslim olmak şöyle dursun, üstelik meydan okuyor, Osmanlıları ok yağmuruna tutuyordu. Orhan Gazi üzüntü içindeydi. Kadına silah çekmeyi onuruna yediremiyordu. Karşısındaki erkek olsaydı İzmit'in fethi işten bile değildi. Tekrar elçiler gönderdi. Prenses Marika, kardeşi Prens Kalo Yuannis'e güvenerek teslim olmuyordu. Orhan Gazi çaresizlik içinde kıvranırken, bir atlının toz duman içinde kendisine doğru gelmekte olduğunu gördü. Atlı, genç sultana yaklaşır yaklaşmaz atından indi, koşarak kucağındaki bohçayı önüne bıraktı:
- Nereden geliyorsun? Ne var bu bohçanın içinde?
- Koyunhisar'dan geliyorum. Aygutalp gönderdi beni. Bohçanın içinde de Koyunhisar tekfurunun başı var.
Mesele anlaşıldı. Koyunhisar Kal'ası savaşla fethedilmişti. Aygutalp, bir türlü teslim olmayan Prens Kalo Yuannis'in başını Orhan Gazi'ye gönderiyordu.
Orhan Gazi derin bir nefes aldı. Prenses Marika'nın umutlarını kırmak lazımdı. Emrini verdi:
- Tiz bu başı İzmit'in kapısı önünde bir sırığa saplayın. Kal'aya haber salın, tekfurları geldi, kardeşini görmek ister, deyin...
Kesik başı, kal'a kapısının önüne diktiler, seslendiler. Aradan iki saat ya geçti, ya geçmedi. Kal'adan haber geldi:
- Prenses Marika teslim oluyor, yalnız bir şartla. Bir gemiyle Bizans'a gitmesine müsaade ediniz.
Şartlar kabul edildi. İsteyen İzmit'te kalacak, isteyen Bizans'a gidecek, herkes dilediği gibi yaşayacak, kimsenin kılına dokunulmayacaktı.
Yıl 1328. İzmit şimdi Türklerin elindiydi.