İzmit Kocaeli Forum
26 Mayıs 2012, 03:18:37 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Uluslararası Seyahat ve Aşı  (Okunma Sayısı 142 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
audio-technica
Sistem Robotu
Süper Moderator
BaĞıMLı GeNc
*

Karma 21248
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 54,884


KoCaELiGenCLiK.CoM

kocaeli-genclik@hotmail.com Yakında+İnş. Kullanmıyorum
Site
« : 03 Haziran 2009, 20:50:40 »








            
         
         
         

      Turistleri bağışıklamanın iki amacı        vardır. Bunlar; turisti gezi boyunca karşılaşabileceği enfeksiyonlardan        korumak ve dönüşte taşıyabileceği yeni bir enfeksiyonu ülkeye        sokmamaktır. Yolculuk öncesi bağışıklamada genel kural olarak gezi        tarihinden en az 10-14 gün önce aşıların tamamlanmış olması        önerilmektedir. Bu süre hem yeterli bağışıklığın ortaya çıkabilmesi hem        de gelişebilecek yan etkilerin gözlenebilmesi açısından önemlidir.       

       

      1.Rutin aşılar

      İnfluenza-Pnömokok       

      İnfluenza mevsimi aralık ayında başlayıp        kış mevsimi boyunca sürmektedir. Bağışıklamanın özellikle bu dönemden        önce yapılması önerilmekte ve güney yarım küreye gideceklerin yaz        aylarının orada kış mevsimine denk geldiğini akıllarında tutmaları        gerekmektedir. Her iki aşı da özellikle kronik akciğer kalp ya da        metabolik hastalığı olanlarda ve 65 yaş üzerinde önerilmektedir.        Aşıların bir arada verilmesinde sakınca yoktur. İnfluenza aşısının        içerdiği suşlar her yıl Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre        yenilendiğinden bağışıklanacak turistlerin o yılın aşısını kullanmaları        gerekmektedir.

       

       Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak-Suçiçeği Genelde çocukluk çağında görülen        bu enfeksiyonlar erişkinlerde daha ağır hastalığa neden olmaktadır.        Sağlık ancak bu aşıların canlı aşı olduğu akılda tutulmalı ve        kontrendikasyonları göz önünde bulundurmalıdır.

       

      Poliomyelit

      Dünya çapında aşılama ve polio eradikasyon        programlarının uygulanması sonucu gelişmiş ülkelerin hepsinde polio        eradike edilmiş ve günümüzde hastalığın halen görüldüğü üç büyük bölge        kalmıştır. Bunlar; Güney Asya'da Afganistan Batı        Afrika'da Nijerya ve Orta Afrika'da Kongo Cumhuriyetidir. Türkiye'de ise        halen özellikle Güney Doğu Anadolu bölgesinden olgu bildirilmektedir.        Dünyada artan turizm nedeniyle gelişmiş olan ülkeler de tehlike altında        olduklarından kendi vatandaşlarına 10 yılda bir rapel doz yapılmasını        gündeme getirmişlerdir.

       

       Polio aşısının iki formu bulunmaktadır. Bunlar; canlı oral (OPV bağışıklığı baskılanmışlar        ve onlarla yakın temasta olanlarda kontrendike olmakla birlikte salgın        sırasında gebelerde kullanılabilmektedir.

      Tetanoz-Difteri

      Serolojik çalışmalar özellikle 40 yaş        üstünde tetanoz-difteriye karşı bağışıklığın giderek azaldığını        göstermiştir. Örneğin 1990'larda eski Sovyet Rusya'da salgınlar yapmış        ve hastaların çoğunu erişkinler oluşturmuştur. Tropikal bölgelerde ise        deri difterisi sıklıkla görülmektedir. Tetanozun gelişmekte olan        ülkelerdeki insidansı yılda bir milyon olguya kadar çıkmaktadır.       

       

       Tetanoz ve difterinin ayrı aşı preparatları olsa da çocukluğunda temel        aşılamayı almış erişkinlere difteri dozu 1/8-1/10 oranında azaltılmış        Td aşısının 10 yılda bir yapılması önerilmektedir. Yolculuk rapel doz        için iyi bir fırsat olmaktadır. Yüksek riskli bir bölgeye gidilecekse        aşılama aralığı beş yıla düşürülebilmektedir. Türkiye'de piyasada        bulunan tetanoz aşılarının içeriğinde yalnız tetanoz toksoidi        bulunmaktadır. Td formunda aşılar ise Sağlık Bakanlığı tarafından ithal        edilmekte ve okullarda uygulanmaktadır.

       

2.        Gerekli Aşılar

      Sarı Humma       

      Hastalığın vektörü Aades ve Haemagogus        cinsi sivrisineklerdir. Özellikle gündüzleri ısıran bu cins        sivrisineklerin tek bir ısırıkları hastalığın bulaşması için yeterlidir.        Hastalık sarılık kanamalar ve komaya kadar giden tablolar ile        ortaya çıkabilir ve 7-10 gün içinde olguların

       

%        20-50'si yitirilir. Özgül bir tedavisi yoktur. Dünyada en sık görüldüğü        yerler tropikal Afrika ve Amazon bölgeleridir.

       

       Sarı humma aşısı halen uluslararası belge gerektiren tek aşıdır. Endemik        zondaki ülkelerin büyük kısmı bu belgeyi ülkeye girişte zorunlu        tutmaktadır. DSÖ ülkelere göre sarı humma bağışıklama önerilerini her        yıl yenilediği bir kitapçıkta (yellow book) yayınlamaktadır. Bazı        tropikal Asya ülkeleri (Hindistan ve çevresi) aynı cins sivrisinekleri        bulundurduğundan ülkelerine hastalığı sokmamak amacıyla endemik zondan        gelenlere sarı humma aşısını zorunlu kılmaktadır. Avustralya ve        Bangladeş ise ülkelerinde vektör bile olmamasına karşın endemik        ülkelerden transit geçenlerde bile aşı belgesini aramaktadır.       

       

       Sarı humma aşısı canlı-attenüe olup tek doz parenteral uygulanmaktadır.        Bağışıklık 10 gün sonra başlamakta ve 10 yıl sürmektedir. Aşının en sık        yan etkisi %10 olguda görülen 4-7. günlerdeki ateştir. Aşının        yapılmaması gereken durumlar; yumurta allerjisi 6 aydan küçük bebekler ve immün yetmezliktir. Bu durumların        varlığını hekimin aşı belgesinde belirtmesi gerekir. Aşının ısı ile        kolayca inaktive olması nedeniyle soğuk zincire kesinlikle uyulması        gerekmektedir. Ülkemizde aşı hava ve deniz limanlarındaki sağlık        merkezlerinde bulundurulmaktadır.

       

      Kolera

      Vibrio Cholerae enfekte içecek ve iyi        yıkanmamış turistlerdeki        insidansın çok düşük bulunması (~1/100 bin) ve o yıllarda uygulanan        parenteral aşının etkinliğinin de az olması (%50-62) nedeniyle öneri        paketinden çıkartmış durumdadır.

       

       Son yıllara kadar kullanılan parenteral aşının etkisi az ve koruyuculuk        süresi kısadır (üç-altı ay). Aynı zamanda bu aşının yerel ve sistemik        reaksiyona yol açma riski de fazla bulunmuştur. Günümüzde kolera        aşısının iki farklı oral formu geliştirilmiştir. CVD 103-HgR(Orochol E mide rezeksiyonlu ya da antiasid kullanan hastalara        önerilebilmektedir.

       

3.        Önerilen Aşılar

       

      Hepatit A

      Turistler arasında da en sık rastlanan        hastalıklardan olan hepatit A özellikle kötü koşullarda hazırlanmış        yiyecekler sokaklarda satılan ev yapımı yiyecek ve içeceklerden        bulaşmaktadır. Bu nedenle sırt çantası ile gezen ve kötü hijyenik        koşullarda yaşayan turistlerde görülme oranı daha fazladır.       

       

       Parenteral uygulanan inaktive hepatit A aşısı etkili ve güvenlidir. İyi        tolere edilmektedir. Erişkinlerde 1440 EL/ml içeren aşıdan altı ay ara        ile iki doz yapılması önerilmektedir. Koruyuculuğu en az 10 yıldır        ancak aşı uygulanmadan önce sarılık öyküsü olanlarda ya da endemik        bölgede en az bir yıl kalanlarda anti-HAV IgG bakılması önerilmektedir.        Diğer aşılar ile birlikte yapılabilmektedir.

       

       Endemik bölgeye gidecek olan turisti HAV enfeksiyonundan korumanın diğer        bir yolu da immünglobulin (Ig) uygulanmasıdır. Özellikle iki haftadan        kısa süre içinde yola çıkacaklara Ig (0.02- 0.06 ml/kg) önerilmektedir.        Koruyuculuğu 4-6 ay sürmektedir. Ancak kızamık-kabakulak-kızamıkçık        aşısının etkinliğini azaltabilmektedir. Sarı humma ya da polio aşıları        ile benzer bir geçimsizlik gösterilmemiştir.

       

      Hepatit B

      Enfeksiyon yakın temas Orta ve Latin Amerika girmektedir.

       

       Günümüzde rekombinan teknolojiyle üretilen Hepatit B aşısı altı aydan        kısa süren gezilerde zorunlu olmamakla birlikte yüksek riskli bölgelerin        yerel halkıyla yakın temas kuracak olan öğretmen21 gün ve 12 ay        gibi hızlandırılmış programlar denenebilmektedir. Aşının belirgin bir        yan etkisi ya da kontrendikasyonu yoktur.

       

Japon        Ensefaliti

      Etkeni Culex cinsi sivrisineklerle geçen        bir flavivirusdur. Evcil domuzlar ise aracı konumundadır. Sivrisinekler        daha çok gün batımı ve doğuşunda sokmaktadırlar ve ısırıkları ağrılıdır.        Belirtili olgularda 6-16 gün içinde genel enfeksiyon tablosunu izleyen        ateş Güney Doğu Asya ve        Hindistan'ın bazı bölgeleri) viral ensefalitlerin çoğundan sorumludur.        Pirinç tarlalarının olduğu bölgelerde ve muson mevsiminde (Mayıs-Ekim        ayları) enfeksiyon riski artmaktadır.

       

       Turistlerin bağışıklanması genelde önerilmemekle birlikte kırsal kesime        gidecekler aşının        yolculuk tarihinden 10 gün önce yapılması önerilmektedir. Gebe ve bir        yaşın altında olanlara kontrendikedir.

       

Kene        Kaynaklı Ensefalit

      Ixodes cinsi kenelerin insanlardan kan        emerken bulaştırdıkları viral bir hastalıktır. Hastalık ateş Avusturya vb.)        ormanlık alanlarında endemiktir.

       

       Aşı        hastalığın görüldüğü ülkelerde ticari olarak bulunmaktadır.       

       

Kuduz       

      Bağışıklanma ile önlenebilen ölümcül        hastalıkların başında gelmektedir. Avustralya bisiklet ya da sırt çantası ile gezen serüvenciler ve mağara        gezginlerinde fazla olmaktadır.

       

       Günümüzde önerilen aşı insan diploid hücrelerinde hazırlanan (HDCV)        kuduz aşısıdır. Deri içine 0 üç        dozu tamamlamamış turistlere üç doz kas içi enjeksiyon uygulanmalıdır.       

       

      Meningokok

      Afrika'da Sahra çölünün altında kalan Brezilya salgınların görüldüğü başlıca        ülkelerdir. Salgınlar özellikle kış ve bahar başlangıcında        görülmektedir. Genel olarak turistler arasında seyrek görülmekle        birlikte riskli bölgelere özellikle salgın zamanında gideceklerin        bağışıklanması önerilmektedir. Suudi Arabistan 1987 deki hac sırasında        görülen epidemiden sonra hacı adaylarına aşılamayı zorunlu kılmıştır.        Aşının özellikle yapılması gereken gruplar asplenik ya da kompleman        bozukluğu olan hastalardır.

       

       Meningokok aşısı dört serogrubu (A serogrup C'ye        bağışıklık 18. aydan sonra gelişmektedir.

       

      Şarbon

      Bacillus antracis'in etken olduğu bu        hastalık özellikle gelişmekte olan ülkelerde altı ay aralarla üç doz ve en son yılda bir olmak        üzere uygulanmaktadır. Şarbon aşısı rutinde turistlere önerilmemektedir.       

       

Tifo       

      Hindistan Kuzey Afrika ve        İran ise orta riskli bölgelerin başlıcalarıdır.

       

       Tifo aşısının üç farklı formu bulunmaktadır ve yalnız S. typhi'ye karşı        bağışıklık sağlarlar. Oral aşı (Ty21a) 0-2-4-6. günler olmak üzere dört        doz akut        ya da kronik sindirim sistemi hastalığı olanlar ve immün yetmezlikliler        oral aşı kontrendikasyonlarını oluşturmaktadır. Parenteral aşılar diğer        aşılar ya da antibiyotiklerle birlikte ve immün yetmezliklilere        verilebilmektedir. Türkiye'de de Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü        tarafından üretilen tam hücre aşının yerel ve sistemik reaksiyon        geliştirme riski diğerlerine göre daha fazladır (piyasada satılmaz).       

       

Veba       

      Kemiriciler tarafından taşınan ve        insanlara pireler aracılığıyla geçen hastalık 1992 DSÖ kayıtlarında        Brezilya Vietnam ve        Zaire'den bildirilmiştir. En son 1994 yılında Hindistan'da bir salgın        saptanmıştır.

       

       Veba aşısı yalnız vebanın endemik olduğu kırsal kesimlerde alan        çalışması yapacak biyologlar gibi sınırlı sayıdaki kişilere        önerilmektedir. Parenteral uygulanan aşının etkisi sınırlıdır ve üç doz        yapıldıktan sonra gerekli durumlarda altı ayda bir yinelenmesi        gerekmektedir. Uzun süren başağrısı ateş halsizlik gibi yan etkileri        saptanmıştır.

       

      Yolculuk Boyunca Hastalanma Riski

      Turistlerin karşılaşabileceği sağlık        sorunları; yolculuk sırasında gidilen yerde ve ülkeye geri dönüldüğünde        olmak üzere üç gruba ayrılabilir.

       

      Yolculuk Sırasındaki Risk

      Yol boyunca karşılaşılabilecek en büyük        risk kazalardır. İkinci sırada yer alan önemli mortalite ve morbidite        riski ise kalp hastalıklarıdır. Çeşitli kalp hastalıkları bazı kan        hastalıkları varlığında uçağa binme sakıncalıdır. (bkz. Uçak Yolculuğuna        Uygunluk sayfa 254)

       

       Araç tutmaları en sık 3-12 yaş çocuklarda        olanak varsa aracı bizzat kullanmak önerilmektedir. Yiyecek ve alkol        alınmaması araç tutma riskini azaltmaktadır. Etkisinin sınırlı olduğu        bildirilmesine karşın meklizin gibi bazı ilaçların yolculuktan yarım        saat önce alınması yararlı olabilir.

       

       Uçak yolculuklarında karşılaşılan diğer bir sorun da "jet lag"        etkisidir. Özellikle dört saat kuşağını aşan yolculuklardan sonra insan        biyoritmindeki fizyolojik ve biyokimyasal (uyku kahve        içilebilir) önerilmektedir.

       

       Yolculuk sırasında en sık karşılaşılan enfeksiyon hastalığı ise besin        zehirlenmeleridir ancak tüberküloz gibi daha ciddi hastalıkların da        bulaşabileceği bildirilmiştir.

       

      Gidilen Yerdeki Risk

      Gidilen bölgenin coğrafya ve iklim        koşulları (yükseklik genel        olarak düşük riskli bölgeler arasına girmektedir).

       

      Turist İshali

      Turistlerde en fazla görülen hastalıktır.        Hastalığın görülme oranı; Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'ya gidenlerde        %10'dan az trimetoprim/sulfametoksazol ve kinolonlar önerilmekle        birlikte artan ilaç direnci tüm dünyada sorun olmaktadır.        

       

       "Turist ishalinde altın kural: yıka kaynat… ya da unut." dur.       

       

Sıtma       

      Turistlerin karşılaştığı enfeksiyon        hastalıkları içinde en ön sıralarda yer almaktadır. Kemoprofilaksi        yapılmadan Afrikaya giden turistlerde P. falciparum enfeksiyonu oranı %        90 lara çıkmakta iken Asya ve Güney Amerika'nın endemik alanlarında P.        vivax sık görülmektedir. Sıtma parazitleri 1800 metreden yüksek bölgelerde ve çöllerde bulunmazlar. Bu        nedenle gerekli durumlarda kemoprofilaksiye başlamak (yolculuktan bir        hafta önce başlanıp dönüşten dört hafta sonraya dek) ve de gereksiz yere        ve uygun olmayan ilaç kullanımından kaçınmak gerekmektedir.       

       

Banyo        ve Yüzme

      Ilık ve durgun sular enfeksiyon        hastalıkları açısından oldukça tehlikelidir. Şistosomiyazis gibi        parazitozların ya da dış kulak yolu ve deri enfeksiyonları gibi        hastalıkların gelişme riski bulunmaktadır. Köpeklerin dolaştığı        plajlarda larva migrans enfeksiyonuna karşı havlu kullanmak ya da        denizin yıkadığı ıslak zeminde yatmak önerilmektedir. Suların diğer bir        tehlikeli yönü de tek başına ıssız alanlarda yüzmektir.        

       

      Ülkeye dönüşteki risk

      Yolculuk sürelerinin giderek kısalması        nedeniyle turistler menenjit ve        kızamıktır.
      
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!